Kaynak Kişi: Adem Kıymaz
Derleyen: Deniz Karakurt

Karayün köyü Sivas merkez ilçeye bağlıdır.

Ulaşım: Sivas merkezden Karayün köyüne Eğri Köprü üzerinden geçilerek gidilirmiş yakın dönemlere kadar. Eğri Köprü, Sivas’ın güneyinde, doğudan batıya doğru eğimli Kızılırmak üzerinde 12. Yüzyılda Selçuklular tarafından kesme taşlardan yapılmıştır. 800 yıldan fazla süredir yaşamakta olan Eğri Köprü’nün Karayün Bucağı’nın ulaşımda yaşamsal önemi vardır. (Derlemeci notu: Geçmişte idari olarak bucak konumunda olan köyden günümüzde de yörede bu şekilde bahsedilmektedir. Ülkemizde daha sonra bucaklar tamamen kaldırılmıştır. Karayün Bucağı’na eskiden çevresinde bulunan çok sayıda köy bağlıymış.) Sivas Merkez – Karayün arası 28 km’dir.

Köyün adı: Karatepe ve yuğ tepelerinden almıştır. Karayün’ün adına da kaynaklık oluşturan ve kül renginde olan Karahöyük köyün yakınında, 500 metre kadar güneyde yer alır. Köyün alt bölümünde bulunan ve yığılarak yapılmış olan Karahöyük’e yörede “Yuğ” adı verilmektedir. Köy adını Karatepe ve Yuğ tepesinden almıştır. Ya ikisinin bileşimi olarak ya da renginden dolayı höyük kastedilerek söylenen “Karayuğ” kavramı, zamanla Karayün şeklini almıştır. Yaşlılar günümüzde bile köyün ismini Karayüğ olarak söylemektedirler.

Mevkiler: Köyün yaslandığı bir sırta benzeyen tepelik bir alandan oluşan bir sıra yükselti (Sivas merkeze bağlı) Akpınar ve (Hafik ilçesine bağlı) Acıpınar yönüne doğru uzanır. Karayün köyünün üst bölgesinde yer alan taşlardan oyulmak suretiyle yapılmış iki katlı Kale köyün yerleşim tarihinin çok eskilere dayandığına işaret etmektedir. Köyün güneyinde altı derin mağaralarla ve su kaynaklarıyla dolu olan yörede “Pur” adı verilen ve bir kireç taşı tepe yığını bulunmaktadır. Güneydoğu bölgesinde “Ziyaret” denilen ve üzerinde bir yatır mezarı bulunan yüksek kayalık bir tepe vardır. Eskiden büyük ardıç ağacı ormanlarının bulunduğu “Güneyler” adı verilen ve bugün altında kömür madeni olduğu sanılan tepelik alanın arka sırasında “Kuz” adı verilen ve meşe palamutlarından oluşan küçük çaplı bir orman yer almaktadır. Ziyaret ile Güneylerin arasında yaklaşık 60-70 metre yüksekliğinde şelale bulunmaktadır. Şelalenin suyu ilkbahar döneminde artmakta, yazın azalmaktadır. Yazları sıcak olan şelale suyunun altında yıkananlar olur. Köyün günlük temizlik su gereksinimi geçmişte, Pur’un altından gelen ve kalsiyum oranın yüksekliği nedeniyle yöre halkınca “Acısu” olarak nitelendirilen su kaynağından karşılanırmış. Acısu, yazları serin, kışları ise sıcaktır. Köyün içecek su gereksinimi ise, “Sırmalı Oda” adı verilen bölgedeki tatlı su kaynağından karşılanmaktadır. Eski bir yerleşim yeri olduğu izlenimi oluşturan Sırmalı Oda adı verilen mevkide, taşlara oyulmuş tarihi mağaralar bulunur. Bunların 3 tane taştan oyma mağara şeklinde ev olduğu düşünülmektedir ve bir tanesi iki katlıdır.

Mezar Taşları: Pek çoğu bir insan boyundan daha yüksek olan, bazıları 2 metreyi geçen kahverengi veya boz renkli mezar taşlarının bulunduğu bir mezarlık vardır. En az 400 yıllık olduğu düşünülen taşların kilometrelerce öteden kağnılar ile getirildiği tahmin edilmektedir. Hiçbirisinin üzerinde süsleme, kabartma veya belirgin bir yazı yoktur.

Çermik: Köyde romatizma ve cilt hastalıklarına iyi gelen Çamurlu Çermik adı verilen bir sıcak su kaynağı bulunmaktadır. Burası etrafı sonradan iki basamak halinde taşlarla örülerek çevrilmiş küçük bir havuzcuktur.

Sülükler: Bazı mevkilerde sülükler bulunur, bunlar köyden veya dışarıdan gelen kimi kişiler tarafından toplanır. Sülükler insan vücuduna yapıştırılarak kan emdirilir.

Yiyecekler: Yöre'ye özgü bayram tatlısı olarak yapılan Çilli Çorba, Bir tür tahıl yemişi olan kavurga ve yine bir ekmek çeşidi olan kömbe yaygın olarak tüketilir. 1980’li yıların sonlarına kadar çevre köylerden gelen insanlar Karayün'de toplanarak belli zamanlarda tezek örme, buğday çekme gibi çalışmalara katılırlarmış, Ayrıca köpek yarışları, at yarışları, güreş, cirit atma gibi yarışmalar yaparlarmış. Günümüzde artık bular unutulup gitmiş.

Ekin Salavatlama: Divriği yöresinin de kültürel olarak etkisi altında bulunan köyde Ekin Salavatlama geleneği uygulanırmış. Tarlada küçük bir alanın dua edilerek kurdun kuşun yemesi için biçilmeden bırakılması anlamına geliyormuş.

Kaynak Kişi: Adem Kıymaz
Derleyen: Deniz Karakurt

Derlemeci notu / Ek bilgi: Tarlada son gün ekinlerin biçilmesinin bitirilmesine yaklaşılınca çalışanlar tarafından bir yorgan büyüklüğünde biçilmemiş bir alan bırakılır. Bir gün önceden de tarla sahibine ekinin biçimini bitireceklerini mutlaka söylerler, hazırlığını yapmasını tembihlerler. Tarla sahibi ertesi gün öğle vakti tarlaya çeşitli yemekler ve ayran getirir. Hepsini kendisi taşıyamayacağı için yanında birisi veya birileri bulunur. Irgatlar biçmeden bıraktıkları ekinin yanına varıp çevresinde halka şeklinde dizilirler. Ekinin bir kısmını yolduktan sonra geri kalanını yolmadan tarlada öylece bırakırlar. Buna kurdun kuşun hakkıdır, denilir. Yoldukları ekin tutamlarını ise başlarının üzerinde çevirirler. Bu esnada içerinden biri salavat getirmeye ve bununla ilgili geleneksel bazı koşmaları söylemeye başlar. En sonda ellerindeki ekin saplarını hep birlikte havaya saçarlar. Üzerine salavat getirilmiş bu ekinlerin birazını da yığınların üzerine atarlar ki hasat bereketli olsun diye. Duadan sonra oraklarını veya tırpanlarını tarla sahibinin önüne bırakırlar. Tarla sahibi ya durumu iyi olmayanlara ya da kendisi zenginse herkese bahşiş verir. Ardından yemekler yenir ve ayranlar içilerek dinlenilir. Sonra da herkes tarladan o gün için ayrılır. Hasadın geri kalan işlemleri ya aynı kişilerle veya başkalarıyla daha sonra devam ettirilir. (Kutlu Özen'den özetlenerek. ”Divriği Köylerinde Ekin Salavatlama ve Kaba Yele Karşı Gitme Törenleri”, 3. Milletlerarası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, C. IV, Ankara - 1987)